bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort bursa escort escort bayan istanbul escort escort istanbul şişli escort bayan beylikdüzü escort bayan sakarya escort bayan sakarya escort diyarbakır escort sakarya escort
porno izle porno porn izle türkçe porno türbanlı porno
Bugun...


Saliha ÜLEV

facebook-paylas
SUÇ ANALİZİ
Tarih: 02-07-2019 17:25:00 Güncelleme: 02-07-2019 17:29:00


 

Yıllar önce Halit Akçatepe’nin hastalandığına dair bir habere rastlamıştım. Spiker haberi sunarken rahatsızlıktan bahsetti ve kinayeli bir şekilde ekledi: “Bazıları vefasızlıktan diyor”. O an içimde alacalı bulacalı bir üzüntü hissettim. Sonra da kendi kendime dedim ki: “ Yahu ne oluyor? Şimdi Halit Akçatepe’ye vefasızlık göstermiş ve hastalığının sebebi ben mi olmuş oldum? Ben ona nasıl vefa gösterebilirdim ki?”  Yersiz bir şekilde üzerime alınmıştım. Neyse ki kendime gelmem(!) uzun sürmemişti.

 

Fakat bu durum bende şöyle bir düşünce uyandırdı: Sürekli bir şeylerden dolayı suçlanıyorduk.  Gereksiz yere, gerektiğinden fazla suçlanıyorduk. Bu da bizde kronik bir suçluluk duygusu oluşturuyordu. Nasıl olsa ne yaparsak yapalım bu sonu gelmeyen suçlardan azat olmak mümkün değildi. Biz de bunu kabulleniyor ve gerçekten üzerimize alınmamız gereken noktalarda duyarsızlaşıyorduk.

 

Şöyle bir düşününce, sabahtan akşama kadar sosyal ya da değil tüm medya araçları tarafından bir şeyleri yaptığımız ya da yapmadığımız için suçlanıyorduk. Buna bir de ailemiz ve çevremiz eklendiğinde baş edilmez bir döngünün içine giriyorduk.

 

Televizyon programlarında sağlıklı beslenmediğimiz için suçlanıyorduk. Artık milletçe obez olmuştuk. Hastaydık. Alternatif tıp diye bir şey vardı. Otu çöpü kaynatıp şifa bulabilirdik de neden üşeniyorduk? Neredeyse evimizde zencefil bulunmuyor diye üzülecek duruma geldik. Psikolojiniz mi bozuktu? Psikoloğa gidiyor ve dertlerinizle Müslüman olduğunuz halde baş edemiyor muydunuz? İnanmıştınız da şifayı başkasından mı arıyordunuz? Kendi kendinizi telkin etmeyi bilmiyor yoga ya da meditasyon yapmıyor muydunuz? Her gün yürüyüşe de çıkmıyor muydunuz? Olamazdı. Kızartma mı yiyordunuz? Şeker bir zehirdi ise, nasıl hala zehirli çay içebiliyordunuz? Zaten çay, demiri alıp götürüyordu. Kahve çarpıntı yapıyor, et damarları tıkıyordu. Sebzeleri az haşlamalıydınız. Suçluydunuz işte, çünkü diyaframdan nefes almayı beceremiyordunuz.

 

Suçlandığınız konular ve kategoriler bitmiyordu. Namaz kılarken ellerinizi düzgün bağlayamamış, doğrulurken ellerinizden güç alarak kalkmıştınız. Namazınız da olmuyordu ki… Boşuna kılıyordunuz. Bir şeyleri düzeltmek için tek başına yapabileceklerinizi yaptığınız halde yetersizlik psikolojisinden kurtulamıyordunuz. Yapabildiklerinizden yeni yollar açamıyor, daha iyiye gidemiyordunuz. Çünkü ne yapsak yetmiyormuş, duyarsız bir Müslüman'mışız ve daima günahkârmışız izlenimine kapılıyordunuz. Bu yeteri kadar yapmıyorsunuz mesajı, “madem cennete gidemiyoruz bari cehennemi hak edelim” gibi bir mantıksızlığa itebiliyor ya da yaptığınız her şeyi insanların beğenisine sunup sürekli kendinizi kanıtlama çabası içinde olmanıza yol açabiliyordu.

 

Tıp, bir sektör haline gelmişti. Çocuklar zehirleniyordu.  Onlara aşı vurdursa mıydınız, vurdurmasa mıydınız?  Vurdurursanız da suçluydunuz artık vurdurmasanız da. Ateşini sirkeyle mi düşürmeye çalışıyordunuz?  Artık bu yanlıştı. Birkaç sene sonra tekrar doğru olabilirdi ama şu an yanlıştı. Bebeğinizi kundaklamak geçen senelerde çok zararlıydı mesela, şimdilerde kendilerini huzurlu hissettirdiği için tavsiye ediliyormuş. Siz dikkate almayın, ne desek yalan. Belki tam tersi, belki hala farklı görüşler vardır. İhtimal ki araştırmalar hala sürüyordur. Malum İsviçreli bilim adamları boş durmuyor.

 

Öyle istatistikler vardı ki ülkenizin bir türlü yüzü gülmüyordu. Trafik kazalarında ön sıralarda yer alırken kitap okuma konusunda son sıralardaydınız. Fakir bir ülkeydiniz. Gelişemiyordunuz. Yarısından fazlası açlık çekiyordu bu ülkenin. Asla refah ülkesi olamayacaktınız. Hep geri gidiyordunuz. Bir kere en baştan böyle bir ülke vatandaşı olduğunuz için suçluydunuz.

 

Bugün ya yemek yapamamıştınız ya akşam yemeğini yetiştirememiştiniz ya da ocakta sütü unutmuştunuz, taşmıştı. Neden unutuyordunuz? Çocuğunuza iyi bir anne olamıyordunuz. O her şeyi bilen sabır abidesi duyarlı annelere bakınca çocuğunuzla kaliteli zaman geçirmediğinizi anlıyordunuz. Onlar bağırmıyordu, siz bağırıyordunuz nasıl anneydiniz siz?

 

Siz nasıl bir eştiniz de güllü dallı romantik masalar kurmuyordunuz. Siz nasıl bir eştiniz de bütçeniz sevgililer gününde eşinize tek taş almaya yetmiyordu.

 

O kadar suçluyduk ki anlatamam. Suçlu bir Müslüman, suçlu bir vatandaş, suçlu bir ebeveyn, suçlu bir çocuk, suçlu bir insandınız. Hayatınızda net olan şeyler o kadar azdı ki. En iyi ihtimalle her zaman iki şık oluyor ve birinden birini tercih ettiğinizde yine suçlu sayılıyordunuz.

 

Buraya kadar gelmişken şunu da soralım: Neden böyle oluyordu? Cevabı çok basit: Her türlü bilgiye çabucak ulaşabildiğimiz için. Doğru bilgiyi süzmek imkânsız olduğu için. Önceleri kaynak göstermek konuşmanızı desteklemeniz için yeterli olabiliyordu. Şimdi kaynağın da kaynağına inmeniz gerekiyor. Şimdi her şeyi bilme imkânına sahibiz. Fakat doğruyu yanlıştan ayırt edebilme imkânı ancak gerçek ilim sahibi insanların başarabileceği bir husus halini aldı. Ne yazık ki Google, bize sunduğu bilginin gerçekten hangisinin doğru olduğunu ayırt edebilen bir özellik geliştiremedi.

 

Peki, eğriyle doğruyu ayırt edemeyip, sürekli kendimizden şüphe ettiğimiz/ ettirildiğimiz için Google yeni özellikler keşfedene kadar beklemeye mi niyet edelim? Dileyen buyursun beklesin. Dileyen de kendine yeni bir filtre edinsin. Bu öyle bir filtre olsun ki doğruyu yanlıştan tek bir cevapla ayırt edebilsin, öyle sağlam bir dayanağı olsun ki içimizde hiçbir şüphe bırakmasın, öyle bir kaynak olsun ki ömür boyu bize yetsin de artsın. Bu filtre özel biri tarafından ömür boyu kullanılıp uygulanmış olsun. Teorik pratikle desteklenmiş ve muazzam bir sonuç garanti edilmiş olsun. Google nasıl da cazibesini yitirdi değil mi?

 

Evet, sorular karmaşık ama cevaplar aslında basit. Zor olansa uygulamak. Fakat iyi haber şu ki her şey bizim çabamıza bağlı kılındı. Çabaladıkça uygulamakta kolaylaşacak. Kafa karışıklığından kurtulup net bir zihne sahip olmak için her sabah bir bardak limonlu su içmeyeceğiz. Ufuk çizgimizi Allah (c.c) rızası olarak belirleyeceğiz ve her şeyin sağlamasını buradan yapacağız. Etrafımızdaki bütün karmaşık yolları onun rehberliğinde çözeceğiz. Kolay elde edilen kıymetli bir şey var mıdır? Bilmiyorum. Bildiğim rahmet ve zahmet arasında bir nokta kadar fark olduğu.

 

 

 

 



Bu yazı 423 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YUKARI